Çekya’nın başkenti Prag’da ne yedik?

Çekya(Çek Cumhuriyeti) vize konusundaki cimriliğiyle baştan bir kalbimizi kırmış olsada, tredelnik ve tavuklarıyla gönlümüzü kazandı neyse ki.

Yurt dışı seyahatlerinin en büyük sorunlarından olan yemek mevzusu benim için bazen ”aç kalmazsam tamamdır” şeklinde olsada güzel tatları bulmak ve tatmak hep ayrıdır. Çekya seyahatimi gerçekleştirdiğim 2019 Mayıs ayında ilk gün güneş sonraki 2 gün iliğe kadar soğuk şeklinde geçti. Prag ve Karlovary olarak iki şehrini gezdim. Karlovary, ufak, içinde bir sürü şifalı suyu olan termal bir kasaba şeklinde; Prag ise zaten romantik olan atmosferini, yağmur ve soğukla destekledi adeta.

Şimdi gelelim Prag’da en sevdiğimiz yemek kısmına.İlk gün Prag meydanda halusky dedikleri buraya özgü, bir tür patates makarnası yedik. Makarna doku olarak mantı ailesini anımsatsada tat olarak pek öyle değildi. Burda bir sürü çeşit yapılıyor ben içerisinde lahana, salamın olduğu bir halusky seçtim. Bu seçim pek iyi değildi.Çünkü burada çok baskın şekilde limonlu-sirkeli ve tuzlu bir tat alıyorsunuz. Bu da bir noktadan sonra ağzınızda lokmaların büyümesine ve yemekten zevk almamaya başlıyor-en azından bende öyle oldu- Birayla bir şekilde yenildi mi yenildi, tatmaya gerek var mı? bu sos için gerek yok derim. İlla denemek isterim derseniz de biz Prag Kalesi’ nin dibinde sokakta ıspanaklı ve sosisli denemiştik öyle bir sosla deneyebilirsiniz. Benim gibi pek sosis sevmeyenlerdenseniz hiç sosise bulaşmadan, ıspanaklı yiyip damağınızda o tatla hatırlayın derim.



Şimdi gelelim Prag’da en sevdiğimiz yemek kısmına.İlk gün Prag meydanda halusky dedikleri buraya özgü, bir tür patates makarnası yedik. Makarna doku olarak mantı ailesini anımsatsada tat olarak pek öyle değildi. Burda bir sürü çeşit yapılıyor ben içerisinde lahana, salamın olduğu bir halusky seçtim. Bu seçim pek iyi değildi.Çünkü burada çok baskın şekilde limonlu-sirkeli ve tuzlu bir tat alıyorsunuz. Bu da bir noktadan sonra ağzınızda lokmaların büyümesine ve yemekten zevk almamaya başlıyor-en azından bende öyle oldu- Birayla bir şekilde yenildi mi yenildi, tatmaya gerek var mı? bu sos için gerek yok derim. İlla denemek isterim derseniz de biz Prag Kalesi’ nin dibinde sokakta ıspanaklı ve sosisli denemiştik öyle bir sosla deneyebilirsiniz. Benim gibi pek sosis sevmeyenlerdenseniz hiç sosise bulaşmadan, ıspanaklı yiyip damağınızda o tatla hatırlayın derim.

Prag’ da tavuklar kısmı ayrı bir başlığı hak ediyor sanırım.Etli ve içi sulu sulu yedikçe yiyesin geliyor. Yurt dışında et konusu ciddi sıkıntı olduğundan protein ihtiyacınızı karşılayabilmeniz veya sebze sevmeyenlerin tüketebileceği bir alternatif olarak tavuğu seçmelerini öneririm.

Tatlı denilince akan sular durur:) Yazılarda okuduğum videolarda izlediğim ve çok ön yargılı olarak aldığım Tredelnik adlı tatlı beni çok şaşırttı. Hamurlu bir tatlı olan tredelnik, dışında şekere bulanmış milföy hamuru gibi bir hamur köz ateşinde pişiyor- teknolojiyle onu da çözmüşler ama orjinali ve en lezzetlisi öyle-İçerisine damak zevkinize göre sürülebilir çikolata, dondurma, krem şanti v.b. koydurabiliyorsunuz. İçine meyve, bisküvi, en son üstüne de yine çikolata sos ya da meyve sosları koydurup noktalıyorsunuz. Öncelikle bu tatlı göründüğü gibi ağır bir tatlı değil.Rahatlıkla yiyebileceğiniz waffledan hallice bir tatlı. Dondurma ve çilekli benim favorimdi, krem şanti ile olanı sevmedim.

Prag’ın bize asıl sürprizi meğer evimize çok yakın bir yerdeymiş de biz bilmiyormuşuz:) Budapeşte’ye otobüs yolculuğu yapacağımız için gitmeden bir şeyler yiyelim dedik. Karlovary dönüşü açlıktan ve yorgunluktan bitmişken yol üstünde bir restaurant gördük: Mangal Turkısh Restaurant. Genelde her ülkede bir Türk restaurantı buluyorum ama hiç uğramadan dönüyordum. Çünkü bence o ülkede olmak ordakiler gibi yaşayınca anlam kazanıyor. Ancak bu sefer mangal kokusuna teslim oldum(yola çıkacağımız içinde mideyi yormayalım diye düşünmüş de olabilirim).İçeri adım attık, tıka basa dolu ve Neşet Ertaş çalıyor. Mangal kokusu, mercimek çorbası kokusu bir de üstüne Neşet Baba… Hemen önden bir mercimek çorbası ardından adana söyledik. Yemekler bitince üstüne çayımızı da içtik. Burasını çok sevdik neden mi? Öncelikle gerçek bir ocakbaşı restaurant olarak dizayn edilmiş, aynı bizim Türkiye de nasılsa öyle- içerde yayık ayran, radyoda türkü, ocakta mangal…

Diğer gördüğüm Türk Restaurantlarında genel anlamda bir fabrikasyon yemek mantığı ile yapılmış tabldot olarak yemeğini aldığın yerler şeklindeydi. Burası Türk mutfağını anlatmaya,bir mesaj vermeye çalışan yerdi, belkide ondan çok sevdim.

Bunun haricinde yemek kısmı bir çok yerde bulunan fast food zincirleri ile desteklenebilir elbette.

Prag Gezimiz’den damağımızda ve hafızamızda kalanlar bunlar. Diğer ülkelerde, şehirlerde buluşmak dileğiyle.

Afiyetle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir